Sübhan nedir?

Sübhan, sübuhdan kinaye noksansız sıfatları ile tesbih edilen demektir.

Erenler bu kavramı Hakk’ın varlığının kudsiyeti ile tenzihte bulunarak, O’nu noksansızlığında hakkıyla yad etme anlamında kullanırlar; yani tasavvufta, Hakk’ın noksansız varlık olduğuna işareten Hakk Teâla’ya Sübhan denir.

Noksansızlık;

1) varlığını başka bir varlıktan bulmak değil, varlığını kendi ile bulmak, kendi ile varoluşuna yeten olarak ve noksanlık bulmadan baki olarak kendi ile kaim olmak anlamını taşır; yani fani ve ihtiyaçlı olmanın eksikliğinde acziyeti olmamak, çaresizliğinde varlığı ile başka bir vara ihtiyaçlı olmamak anlamını taşır. Bu da Hakk’ın samed sıfatına işaret eder;

2) Varlık nitelik ve nicelikleri ile birinci şıkkın dahilinde sıfatlarında eksiklik bulunmaması anlamını taşır;

3) İrade doğrultusundaki fiilde, kendinden irade ederek, her daim iradesinin ereğinde bulunmanın eksiksizliğinde olmak anlamını taşır.

Anlatılanlar bağlamında Hakk Teâla,

1) Zatında kendi ile kaim olan, mükemmelliğinde eksiksiz varlık olarak sübhandır;

2) sıfat tavırları ile de hiç kimseye ihtiyaç duymamanın eksiksizliğinde, sıfatlarının varlığı ile uyumlu tavırlaryla mükemmelliğinde sübhandır;

3) irade-i külliyesi ile fiillerinde, iradesini yerine getirmenin ereğinde eksiksiz varlık tavırları seyrinde bulunması ile sübhandır.

Hakk’ın iradesi ile fiillerinde noksansız tavırlarda olması iki türlüdür:

1) halk ediş fiilinde, halk ettiklerini bir birlerine uyumlu bir biçimde belli bir nizam ve mizan ölçüsünde var etmesi;

2) halk ettiklerinin kendisini bilmesi doğrultusunda, her an O’nu hâlde ve kâlde teşbih etmesi sonucunda bilinmeyi irade etmesinin ereğinde bulunması.

Hakk’ın böylesi iradesinin ereğinde bulunmasına, insanlar ve cinler, nefisleri ile hevâda hareket ettiklerinden dolayı O’nu unutmaları, bilmemeleri ve O’nun varlığını inkar etmeleri sebebiyle muhalif gözükürler; lakin cinler ve insanlar içinde Hakk’ı bilen, tanıyan ve varlığını kabul edenlere, daha önce anlattığımız şerrin hikmeti sebebiyle küfür ve şirkte olanların bilmeyerek hizmet etmiş olmaları sebebiyle, Hakk bu mahlukatı üzerinden de iradesinin ereğindedir. Yani iradesinin ereğinde olarak melâike tavrı ile noksansız iş görür.

Anlatılanlar sebebiyle Hakk’ı hakkıyla hamd etmemizin başlangıcı, O’nu sübhan olarak bilmemiz ve tenzihte kavramamız ile mümkündür.

Tenzihin ilkesel olarak anlamlandırılışı süphanlık ilkesine dayandırılır. Cenab’ı Hakk’ın şahsında, sıfatlarında, esma ve ayet seyrindeki fiilsel tavırlarında süphan olduğu idraki üzeri müşahedede bulunur isek hakkıyla tenzih seyrinde bulunuruz. Böylesi seyirde ayrıca teşbih seyrinde de bulunmuş oluruz. Çünkü her tenzih müşahedemizde maddeye aşkın tinsel bakışımda olarak Hakk’ın müşahedesi söz konusudur. Varlıkta farklılıklar üzeri belirme suretsiz olmaz ilkesi sebebiyle olduğundan, suretleri Hakk’a yakıştırmadan suretler üzerinde nuru ile hazır, varlığı ile fillerde tavırda olarak suretler üzerinden seyir eden Hakk’ı müşahede edişimiz teşbihin zorunluluğudur. Oluşta olan her türlü durumu Hakk’tan bilmemek, süphanlık ilkesi sebebi ile tenzihten uzaklaşmaktır. Her türlü oluşu Hakk’tan bilmek ve Hakk’ı oluşlar üzerinde oluşlara aşkın ilkesel bakışımlarda müşahede etmek; teşbihin kendisinde seyir ederken, tevhidin prensipleri doğrultusunda her türlü bakışımımızdaki müşahede hâlimizde tenzih ve teşbihte seyir etmektir.

Tenzihi kast ederek uzakta olan bir tanrı inanışı doğrultusunda böylesi bir tanrıya süphan ilkesi doğrultusunda aciz, sınırlı, eksik bir şeyleri yakıştırmamak anlatılmaya çalışılmaktadır. Böylesi bir tenzihin hanif din olan İslam’da ve islamın uzantısı olan tasavvufta yeri olamaz. Çünkü hanif din olan İslam’da varlara uzak değil, her an her mekanda, her zamanda , her âlemde her oluşun üzerinde hazır olan ve her oluşun üzerinden tavırlarda bulunan Hakk’ın varlığına iman ile O’nun varlığını müşahede etmek ve böylece O’nun varlığına yâkin gelmek söz konusudur. Bu sebepten dolayı tenzih ve teşbih, tevhidin iki veçhesidir. Zaten uzakta bir tanrı inanışı Hakk’ın şahsına mekan isnat etmek olur ki, bu da her şeye varlığı ile mekan olan ve mekanda şahsı ile hazır olan Hakk’ın yanında bulunduğumuz ve bulunulan mekanların ayrı bir varlık durumunda bulunduğu anlayışını getirir ki bu da Cenab’ı Hakk’ın varlığına kıyasen süphan ilkesi ile uyuşmaz. Çünkü bir varlığın yanında başka bir varlık durumunun olması onda vücud olarak ksiklik olduğunun işaretidir. Hz. Celle Celalühü Cenab’ı Hakk ise bundan münezzehtir. Bizler maddeyi elbette ilahın vücüdu olarak göremeyiz ama ilahı madde üzerinden sıfatları, esmaları ve ayetleri üzeri fiillerinde müşahede edebiliriz. Bu da tevhidin gereğidir.

Sözlük

Dehr

Dehr zaman, devir, çağ anlamlarına gelir. Ehli için dehr, insan ile vakit farkındalığı oluştuğundan dolayı insanın zaman varlığı olduğu anlamında kullanılır. Bu...

Dehr nedir?
Sözlük

Ruhban

Hakk adına, Hakk’ın manevi ruhsat vermediği, kendi nefsi üzerinde din işlerine bakan kişilere ruhban denir. Mürşid-i kâmil “O kendi nefsinde (hevasından) konuş...

Ruhban nedir?
Sözlük

Berzah

İki durum arası geçit olan tecellilere denir. Kapı hükmünce bütün âlemler ve mertebeler Hakk’a varmanın ve Hakk’ı müşahede etmenin nesneleridirler. ...

Berzah nedir?
Sözlük

Tarik

Tarik yoldur. Yol ise Hakk’a piri ile istikamet edinen talibin ibadet ve ahlak ile tevhid üzeri çalışmasının amellerinde bulunmasıdır. Tarikten murad edilen ise...

Tarik nedir?
Sözlük

Ebdal

Ebdal, abidden kinaye Hakk’a hizmetçi kula denir. Böylesi erenler derviş tabiatlı olup her an, Hakk’ın nurunun sevk edişi ile ihlasta Hakk’a hizmeti gözler ve ...

Ebdal nedir?
Sözlük

Naz

Kulun Hakk’a olan muhabbeti sebebi ile Hakk’ın tecellileri karşısında muhabbetindeki samimiyet ile aksi tavır sergilemesine naz denir. Naz, salikin kendini beğe...

Naz nedir?
Sözlük

Fark-ı Evvel

Kulun bir pire biat etmeden önceki iman-ı gaybi düzeyindeki imanı ile ilmen yakin Hakk’ın varlığına iman edişi hâline denir. Böylesi bir durumda kul doğrudadır...

Fark-ı Evvel nedir?
Sözlük

Ayrılık

İnsanın Hakk’tan gelerek küre-i arzda Hakk’a bilinçte örtünüşüne ayrılık denir. Her türlü masiva ve günah hâlleri, kulun Hakk’a olan ayrılığındaki, kul ile Hak...

Ayrılık nedir?
Sözlük

Dava-ı Hakk

Terk-i davada bulunan kulun fakra, gölgesizliğe varması sonucu Hakk’ın bilinmeyi murad etmesi iradesi sebebi ile, bu irade üzerine ihlas ile hiçbir dava gütmede...

Dava-ı Hakk nedir?
Sözlük

Ünsiyet

Ünsiyet, ilişki kurmak, arkadaşlık, dostluk mânalarına gelir. Sufiler için ise ünsiyet, kulun Hakk ile olan iman karibliğinde Hakk’ı, kulluğunun perdesi üzeri ...

Ünsiyet nedir?