Hanifilik nedir, Hanifilik ne demek?

İslam her ne kadar toplumsal düzeyde şartlar ile biçimlenerek sureten ümmet olarak toplumsallıkta fıtrat dini olsa da, insan fıtratının sireti gereği hanifik tarafı ile ferdiyet ve cemaat dinidir.

Hanifik, insan fıtratının sireten ulûhiyet ve rububiyet üzeri abdiyette Hakk ile ünsiyet buluşudur.

Her abid, islamın şartları gereği ibadetinde ve toplumsal yaşantısının ahlakında (bu ahlak fıkıhta biçimlenir) fıtratının sureti üzeri Müslim’dir (Müslüman’dır).

“Atan İbrahim’in hanif dini üzeri ol” (Nahl, 123) buyruğunda İslam’la hanifi olmaktayız. Din olarak İslam niceliksel ilkeleri selam, selim, sulh ilahi buyruğa teslimiyet anlamlarını kendinde bulundurur.

İlahi buyruğa teslimiyetle yani Hakk’ın varlığını kabul ile Hakk’ın iradesi üzeri yaşamak, yaratılışımızın ilahi nedenselliği doğrultusunda, fıtratımızla örtüşmektir. Hakk iradesi ile kendi irademizin birebir örtüşmesi ile varlıkta ve varlığımızda sükunet, emniyet, ve huzur bulmuş olarak sulhta (barış) yaşamak İslam olmanın kazanımıdır. Bu kazanımla beraber İslam, akla hitap eden Hakk’ın akıl üzerinde kendi varlığının kabulü (inanç) ve Hakk olan ilah olarak varlığının gerçek ve tek ilah olması gerçekliği sebebi ile, Hakk’a vardırtarak selamet bulduran selim dindir.

Bu anlatım dahilinde İslam dini haniftir. Haniflik dini, islamın niteliksel olan ilkesel durumudur.

Ayette geçen “Atan İbrahim gibi” denilirken, hanifiliği İbrahim (as)’nin yaşantısında aramak ve örneklemek gerektiği pek güzel işaret edilir.

Atam İbrahim’in yaşantısına bakıldığında, Hakk’ın bâkiliği ilkeselliği doğrultusunda nesneler üzerinden olumsuzlama yaparak Hakk’ı kavramaya çalışması hanifilikte tefekkürü; işaret eder. İbrahim (as)’nin Hakk uğrunda bireysel olarak keyfi, toplumsal olarak da ananelerini bırakması ile Hakk’a aidiyette feda-i nefs ve fedai can durumunda Hakk’a kendini ısmarlayışı, tevekkülü ifade eder.

Tefekkür ve tevekkül Hz İbrahim (as)’ın din olarak yoludur. Bu bakış açısı ile hanif olmanın gerekliliği olarak Hakk’ı tefekkür; ve Hakk’a tevekkül etmenin şart olduğunu belirtmek gerekir. Lakin tefekkür ve tevekkül, hanifliğin ve İslam’ın fiili olan amel nicelikleridir. Bu nicelikler bizi hanif olmamızdan murad edilen gayeye yetiştirmenin yaşamsal durumlarıdır.

Kimi mutasavvıfa göre ayette “hanif” denilmesi Atam İbrahim’in tevhid akidesi gereği yaşaması ile örtüştürülerek, kelime-i tevhid olan “la ilahe ilallah”ın gereği olarak tek olan ilaha inanma ile anlamlandırılmaktadır. Halk arasındaki genel kabul de bu doğrultudadır.

İslam’da iman ve yaşam hanifilik üzeri biçimlenir. Hanifilik, inananlarda tevekkül ve tefekkür ile yaşantıda biçimlenirken; inananda tevhid ile ferdi hikmet düzeyinde görünüşe çıkan bir yaşam biçimi olur.

Hanifilik, kimilerince tevhid akidesi gereği sağlam din, yetkin din, gerçek din anlamlarını kendinde barındıran dinin kavramsal bir anlatım durumudur.

Hanifiliğin niteliksel anlam biçimini tevhid oluşturuyor ise eğer, ki böyledir, hanifiliği tevhidde bulmak gerekir.

Tevhidi ise atam İbrahim’in yaşantısında görmek gerekir. Kur’an’daki menkıbesinde atam İbrahim yıldıza bakar ve “Bu benim Rabbimdir” (Enam, 76) der. Yıldız batınca, “Ben batanları sevmem” (Enam, 76) der. Aynı akletme yöntemi ile Ayı ve Güneşi de Hakk’ın bakiliği (ve sürekliliği) ilkesi doğrultusunda ilahlık sıfatında olumsuzlar.

Bu hadisede atam İbrahim’in akletme biçimi felsefi olarak da irdelenebilinir. Lakin bu hadisede dikkat edilmesi gereken olgu, tevhid anlayışının ana temelleri ile biçimlendirildiğidir. Menkıbede dikkat edilmesi gereken, atam İbrahim’in Rabb’lik sıfatı ile bakışımda bulunduğu nesneleri olumsuzlamasından sonra Rabb’lik sıfatı yüklediği nesneleri bütüncül bir anlayışla, bütünde var olduklarının (parça ve çoğuldan bütüne doğru) anlayışına taşımayarak, bütüne Rabb’lik sıfatı yükleminde bulunarak yargıya varmamasıdır.Bu da bize, tevhidin nesnel fenomenlerin ilkesel bir hiyerarşide, ilkesel olarak parça parça birlenmesi ile bütünü kavramak olmadığını işaret eder.

Atam İbrahim’in bir Kur’an menkıbesinde Nemrut’a “benim Rabb’im Güneş’i doğudan doğduruyor, sen de batıdan doğdur” (Bakara, 258) söylevinde bulunur. Bu söyleme dikkat ettiğimizde, Nemrut’un ilahlık iddiasına karşın, atam İbrahim’in de “sen de batıdan doğdur” söylevinden, Hakk ilkesi doğrultusunda nesnel fenomenlere aşkın bir bakışımda bulunduğunu görüyoruz. “Güneş’i doğudan doğduruyor” söylevinde ise atam İbrahim’in fiilen hükmedici kuvvetin sahibi olan Hakk Teâla’yı Güneş’i yükselten ilah olarak belirtmesinde, fiilin sahibi failin Hakk olduğunu işaret etmesini görürüz ki bu da tevhid-i efal’dir.

Burada dikkat edilmesi gereken nükte, atam İbrahim’in nesnel fenomenler üzerinden bütünde bir Rabb’den bahsetmemesi, atam İbrahim’in nesnel fenomenler üzerinden parçalara ve bütüne aşkın, bütunda Rabb olan, her olgu ve olay ile bir olan şahıs bir ilahtan bahsediyor olarak, şahıs olan Rabb’i imlemesidir (Rabb-ül Âlemîn).

Bu bağlamda tevhid, şahıs olan Rabb’de olay ve olguları, O Rabb’in Hakk olma ilkesi doğrultusunda, çokluğa ve bütüne aşkın bütûnda seyir edişinin kendiliğinde esma, ayet ve sıfat tavırlarının müşaadesinde bulunmaktır. Her olgu ve olay, tevhidin prensipleri doğrultusunda O’nda bilinir, O’ndan bilinir.

Bu bağlamda hanifliğin temel niteliksel durumu olan tevhid, ontolojik bir düzeyde Hakk şahsını, bizler de dahil olmak kaydı ile, olay ve olgular üzerinde ve ilişkileri üzerinden, ilahi seyir tavırlarında müşahede etmek ve O’nu sıfat, esma ve ayet tavırları üzeri yaşadığımızın farkındalığına gelme irşadında O’nu müşahede etmektir.

Bu bağlamda tevhid ontolojikdir. Hakk’ın şahsı kıble alınarak yaşadığımız bir anlayış, kavrayış ve yaşantımızda deneyimler ile zevk ettiğimiz gerçekliğe dayanır. Bunun içindir ki tevhid, Hakk olan şahsı kıble edinmemiz “nereye dönerseniz Allah’ın veçhi oradadır” (Bakara, 115) ve O’nu müşahede etmemiz sebebi ile dosdoğru Hakk yoludur. Böylece belirtmek gerekir ki, atam İbrahim’in doğru olan hanif dini üzeri olmak demek, tevhidi yukarıda bir bağlamıyla anlatıldığı gibi (tevhidin prensipleri doğrultusunda) olay ve olgular üzerinde ve onların ilişkileri doğrultusunda Hakk olan şahsı sıfat, esma ve ayet tavır seyrinde fiilde müşahede edebilmektir.

Olay ve olgular üzerinden, analitik ve bütüncül düşünce yöntemleri ile, düşüncede bulunmak tevhid değildir. Tevhid, Hakk’ın şahsını iman ile kabul ile, O’nu ilahi seyrinde müşahede etmektir. Müşahedenin her türlüsü (ilm-el, ayn-el ve hak-el vb.) tevhitte seyir etmektir.

Bu bağlamda dinim İslam, Hakk şahsına iye olması ile hanif olan dosdoğru, ontolojik temellere dayalı pek sağlam, tevhid akidesi ile yaşanan hakikate dayalı gerçekler dinidir. Ne mutlu hanif olana.

Hakk’ı tefekkürde ve O’na tevekkülde hanif dinin gereği, tevhid seyrinde tenzih ve teşbih yöntem zorunluluğunda tevhid seyrinde bulunmaktır..

Tenzih, Hakk’ın şahsına kıyasen sınırlı, sonlu, parçalı olan her türlü olay ve olguyu varlık değerinin dışında ilahlaştırmamakla alakadardır. Lakin tenzihin temel ilkesi süphanlıktır. Süphanlık ise varlığı ve varlığının sıfatları ile başka bir vara ihtiyaç duymadan kendi ile kaim olmaktır. Kendi ile kaim, eş deyişle kendi ile var olan Hakk’tır. Bu sebepten dolayı, Hakk’ın şahsına ve O’nun sıfatlarına kıyasen, O’nun sıfat, esma ve ayetleri üzeri varlık tavırlarının tezahürleri olan var oluş düzeylerine, O’nun sıfatları doğrultusunda ilahlık zannında bulunulmaması, ayrıca O’nun şahsından ve şahsının ilahlık sıfatlarında şüphe ve inkarda bulunulmaması, O’nun varlığı ve varlığının sıfatları ile sübhanlığının kabulü tenzihtir. Sübhan kelimesi kavramsal içeriği ile farklı anlamlarda yorumlanır. Lakin sıfatları ile tam olmak, tamlığı ile noksansız olmak ve noksansız sıfatları ile yad edilmek sübhanlığın anlamını oluşturur.

Teşbih ise, Hakk’ın şahsını sıfat, esma ve ayet tavırlarında var oluşlar üzerinde ve var oluşların bir birleri ile olan ilişkileri üzerinden müşahede edilmesidir. Bu bağlamda, teşbihte iken var oluşların nesnelliğine aşkın bakışım ile Hakk’ı müşahede etmemiz süphanlık ilkesi ile örtüşür ki bu da her teşbih seyrimizde aslında tenzihte bulunduğumuzu da gösterir.

Atam İbrahim, güneş, ay ve yıldızları olumsuzlar iken Hakk’ın şahsının bakiliğine (sürekliliğine) kıyasen tenzihte tefekkürde idi. Atam İbrahim, “Rabbim güneşi doğudan doğdurtmaktadır” der iken, fiilde fail-i mutlak olan Hakk’ı var oluşlar üzerinden müşahede etmesi ile teşbihte olması dahilinde var oluşların üzerinde kudreti ile noksansız olarak işleri idare ve idame eden, süphanlıkta fail-i mutlak Hakk’ı zikredişi ile hem hamdde bulunmuş hem de Hakk’ı tenzihte de müşahede ettiğini bizlere imlemiştir.

Tenzihte süphanlık ilkesini Yunus (as)’in “la ilâhe illâ ente süphâneke innî küntü min el zâlimîn” mealen (“Senden başka ilah yoktur, Seni eksiklerden tenzih ederim, ben kendime zulmedenlerden oldum”) (Enbiya, 87) demesinde ve bu tarzdaki ayet açılımlarında görebiliriz. Yunus (as)’nın cüz’i iradesinin külli irade tarafından kuşatıldığını başından geçen olaylar sonucunda müşahede etmesi, külli iradesi ile noksansız fail-i mutlak olan Hakk’ı noksansızlıkta (süphanlıkta) müşahede etmesidir.

Hususen belirtmek gerekir ki kişinin teşbih müşahedesi Hakk’ın sıfatları dahilinde Hakk’ın esmaları ile olur. Nesnelerin kendisini biri birleri ile birleme ile değil. Bunun içindir ki âlemlerin vücudu Hakk’ın vücudu mahiyetinde kabul edilerek teşbih edilemez. Bu sadece su-i zandır. Esmalar ve ayetler üzeri teşbih ise hüsn-ü zandır.

Kavramsal düzeyde sıfatlar dahilinde, esmalar ve ayetler düzeyinde teşbihte bulunur iken, yaşamın kendisinde Hakk’ı, bizler de dahil olmak üzere olay ve olgular üzerinde ve ilişkileri üzerinden müşahede etmek teşbih yaşantılamaktır. Teşbih müşahedede yaşanır. Anlatılan biçimde tenzih ve teşbih, hanif dinin yaşam kaideleridir. Bu bağlamda İslam özü itibariyle tevhid dinidir, ve tevhidin teşbih ve tenzihte yaşamda biçimlendiği bir dindir.

Hanifilik ne demek? Paylaşın:
Bu web sitesi İstanbul Tevhid Okulu tarafından kurulmuştur.
Sözlük

Gözcü ve Gezginci

Feraseti ile mümin kul, Hakk ile âlemleri murakabe ediyorsa gözcüdür. Murakabe ettiği âlemleri gözleyişinde, kavrayarak manevi hâller ile hâlleniyorsa eğer gezg...

Gözcü ve Gezginci nedir?
Sözlük

Kutb-ül Cihan

Ahlakı üzeri âleme salına nur ile zamanın otoritesini ve ahlakını oluşturan veliye Kutb-ül Cihan denir. Ve genel olarak Hz. Musa meşrebi üzeri olurlar; bir yönl...

Kutb-ül Cihan nedir?
Sözlük

İstihare

Ferdi hikmet üzeri müminlerin karşılaştıkları olaylar ve olgular karşısında, hayır üzeri nasıl hareket etmelerinin gerektiğini ve olay ve olguların hayır üzeri ...

İstihare nedir?
Sözlük

Hazret

Huzurdan kinaye kurbiyet bulmuş, hürmet maksadı ile büyüklere hitaben söylenen veya verilen ünvandır.Lakin hazret hazırdan kinaye Hakk’ın kalıcı bir melâike tav...

Hazret nedir?
Sözlük

Gaybet

Sekrin fazlalığı, muhabbetin fazlalığındandır. Sekr hâlinde bulunan salikin ya sekrin cûşlarında ya da müşahede cezbesinde iken eşyanın kendisinden gayb oluşu, ...

Gaybet nedir?
Sözlük

Cehri Zikir

Hakk’ın esma-ül hüsnasının veya belli ayetlerinin sesli olarak yad edilişi zikrine cehri zikir denir. Bu zikirden murad, talip kulların 1) negatif enerjilerinde...

Cehri Zikir nedir?
Sözlük

Tertil

Tertil, muvafık ve yerli yerinde anlamlarından kinaye güzel, uygun ve latif konuşma anlamlarına gelir. Lakin düşüne, düşüne, yavaş, yavaş anlayarak okumak, beya...

Tertil nedir?
Sözlük

Masiva

Masiva, sivadan kinaye, Hakk’tan gayri olan her şey demektir. Lakin Hakk’ın vahidiyeti sebebiyle hiç bir şey Hakk’tan gayri değildir. Bu bağlamda masivadan kası...

Masiva nedir?
Sözlük

Sitem

Sitem her şeyi Hakk’tan bilen salikin, Hakk’tan geldiğinin imanı ile karşılaştığı imtahanlardaki müsibet ve belalara karşı yakarma ve yalvarma ile Hakk’a rücu h...

Sitem nedir?
Sözlük

Bekâ

Bekâ adı altında toplanan mertebeler şunlardır. 1) Bekâbillah: kulun, Hakk’ın nimetleri tavırlarında yaşayışı. Ahadiyete örtülü bir seyirdir. Kul fiillerde Hak...

Bekâ nedir?