Vahded-i Vücud nedir, Vahded-i Vücud ne demek?

Vahdet-i vücud varlık birliği anlamına gelir. Hakk’ın mevcudat üzerinde varlığı ile tecelli ederek zuhura geldiği anlamı üzeri kullanılır.

Vahdet-i vücud ehli, âlemlerde bir olan şey-i Vahid’i, âlemlerdeki birliği üzeri, sıfat, esma ve ayet tecellisinde suretler üzerinden müşahede ederler. Bu bağlamda ehli vücud Hakk’ın sıfat, esma ve ayet tecellilerinde O’nu El Zahir esması üzeri müşahede ederler yani ehli vücud Hakk’ı mevcudat üzerinden, kula aşikar oluşunda müşahede ederler. Bu doğrultuda insanı da Hakk’ın zuhura gelişi tecellisi olarak görürler.

Vahdet-i vücud ehli, vahdet-i vücud nazariyesinin (görüşünün), âlemlerde Hakk’ı El Batın esması ile müşahedeye işaret ettiğini söylerlerse eğer; Hakk mahlukatta zahir değildir ki mahlukatın mevcudiyetinde müşahede edilsin fikrini beyan ederiz. Hakk iman verdiği kuluna mahlukat üzerinde fiilleri üzeri aşikar olur. Bu da O’nun kendini kuluna verdiği iman müşahedesi üzerinden mahlukattaki fiillerinde sıfat, esma ve ayet tavırlarının icadında kendisini ahlak seyrinde zahir edişidir. Yani mümkinatta Hakk’ı suretlerde değil imanımız doğrultusunda fiiller üzeri müşahede edebiliriz.

Hakk Teâlâ şahsının nuruna zeval gelmeden mahlukatına içkin birliğinde hazır, melâike tavırlarıyla da mahlukatına nazır ahlak seyrinde varlık birliğinde bulunur. Mahlukattaki suretler üzeri Hakk kendini sırlamış ve âlemlerde batın olarak ahlak seyirindedir.

Kuluna iman verirse eğer kendini ahlak seyrinde zahir (aşikar) eder. Bu da kula ahlak seyrinde batın iken iman vermesi ile zahir oluşudur.

Hz. Ali’nin (kvc) “Biz bu gözlerle Hakk’ı göremeyiz, iman dolu gözlerle görürüz” ve “O’nun şahsı hiç bir şeyle misallendirilemez” kelamlarını bu hususiyet için belirtmek gerekir. “Misallendirilemez” kelimesinden Hakk’ın şahıs tavırları olan esma, sıfat ve ayet teşbih misallendirmeleri değil Hakk’ın şahsına atfedilerek suretlerin Hakk şahsı ile aynılıkta misallendirilmemeleri anlaşılmalıdır. Zaten esma, sıfat ve ayet tavırları Hakk’ın şahsı değil Hakk’ın şahsının tavırları olarak müşahede edilir. Bu bağlamda “Rahman insanı kendi suretinde halketti” hadis-i şerifinden ise “halketti” sözünden hareketle halketmenin Hakk’ın tavrı olması sebebi ile insanı Hakk’ın sıfat, esma ve ayet veçhelerinin karakterize olarak biçimlendiği tavrı olarak görmek gerekir. Bu hadisi insanın bedensel sureti ile Hakk’ın şahsına benzediği anlamında anlamamak gerekir. Bu bağlamda zaten insan Hakk’ın küre-i arzda misalidir. Lakin bu misal oluştan Hakk’ın şahsı ile sureten aynı olduğu anlaşılmamalıdır. Çünkü Hakk, şahsının ahadiyetinde suretsizlik ilkesi sebebiyle oluşlar düzeyindeki ayet tavırları olan halkettiği suretlere şahsı ile benzemez. İnsanı Hakk’a benzetmek müşahede gereği olarak Hakk’ın ilahi ahlak tavırlarının insanda cem’ edilmesi sebebiyledir. Bundan dolayı insan Hakk’ın şahsının sureti değil O’nun tavırlarının veçhelendiği suret olarak mir’at-ı Hakk’tır. Yani Hakk insan aynasında bilinir. Zaten ayna kendimizi görmenin, bilmenin, kime benzetildiğimizin, neye benzediğimizin aksini yansıtmaz mı!

Bazı ehli vücud da mevcudatı ve mevcudatın suretlerini Hakk’tan bilmenin hakikati üzeri mevcudatı Hakk’ın vücudu zanneder, suretleri de O’nun zuhuru bilir.

Bu ya sekrin çokluğundan yana ya da Hakk’ın şahsi nurunun kendisinden haberdar olmamaktan kaynaklanan fikirlerinden ibarettir. Böylesi görüşte su-i zann ile ısrar edilirse eğer, bu ehle Hz. İbrahim’in Kur’anda anlatılan Hakk’ı arama kıssalarını tavsiye ederiz.

Bu görüşte bulunanlar Hakk’ın şahsı ile Hakk’ın şahsının tavırlarını karıştırırlar. Tavırlar şahıs değil şahsının icadlarıdırlar. Böylesi bir iddiada bulunanların Hakk’ın şahsının nurunu ve bu nurun değişmezliğinde melâike açılımı ile tavırlarda boyut boyut değişkenlikte bulunduğunu iyi bilmeleri gerekir. Eş deyişle, Hakk nurunda değişmez, nurunun tavırlarında değişkenlik arz eder. Değişken icadlar ile icadlarda seyir eden nuru bir birine karıştırmamak gerekir.

Günümüz fizik dili ile söylersek, zat-ı kibriya nurları olan kuantum tanecikleri bozunuma uğramadan bir birleri ile elektromanyetik etkileşim sonucunda kuvvet yoğunluklarında etkileşim biçimleri oluştuturlar. Bozunuma uğramayan nurlar ile onların etkileşimi sonucu oluşan biçimsel tavırlar bir birine karıştırılmamalıdırlar.

Bu doğrultuda Hz. Ali’nin “O hiçbir şeyle misallendirilemez” sözü ile kastettiği mâna doğrultusunda O’nun şahsı hiçbir şeye benzemez, suretlerle de sınırlandırılamaz olarak anlamak gerekir. Tavırlarda hakikat müşahede edilir, Hakk’ın şahsı değil. Bu bağlamda hakikat, her şeyin Hakk’ın tavırları olduğu müşahedesine ermektir.

Vahded-i Vücud ne demek? Paylaşın:
Sözlük

Salât

Salât, Hakk’a ihsan sonucu yönelerek O’na rağbetle yapılan dua, zikir ve yalvarışa denir. Şeriatte salât, beş vakit Hakk’a yönelerek zikir ve dua ile Hakk’a ib...

Salât nedir?
Sözlük

Doğuşat

Kalbe nuru ile tecelli eden Hakk’ın, hikmet bilgisi olarak kulundan feyz vermesi sonucunda, feyz verdiği kulu ve feyzden nasiplenenleri irşad edişi varidatların...

Doğuşat nedir?
Sözlük

Kalb

Bütünsellik arz eden halkiyetinde iç ve dış gökler insanın kalb oluşunda cem’ olurlar. Aslında insan denilen mevcud, halk edildiği bütün meşreblere içkin karakt...

Kalb nedir?
Sözlük

Fütûhat

Fütûhat fetihler anlamına gelir. Ehlince ise fütûhat, Hakk’ın mertebe ve makamlarında, Hakk’ın yardımıyla mana deryasında fetihlerde bulunmak, muhabbette Hakk ...

Fütûhat nedir?
Sözlük

İrşad

Taliplerin, Hakk’ın varlığından yana hakikatten haberdar edilmesinin, Allah’ın ahlakı ile ahlaklanmasının doğru yolunda yaşamaya sevk edilmelerine irşad denir. ...

İrşad nedir?
Sözlük

Zikir

Zikir anmak, hatırlamak, yad etmek anlamlarına gelir. Erenler için zikir, O’nu fikretmenin sonucunda ihsan ile hatırlamak, veçhelerinde müşahede etmek anlamına...

Zikir nedir?
Sözlük

Vahdet-i Kusud

Kasıd kasd eden, niyet eden ve isteyen anlamlarına gelir. Kasıddan kinaye kusud niyetler, ayrıştırmalar mânasında kullanılır. Vahdet-i Kusud, Hakk Teâla’nın mah...

Vahdet-i Kusud nedir?
Sözlük

Mümkin-i Vücud

Mevcudiyeti ile sınırlı ve varlığı ile kalıcı olmayan, kaderde var oluşu ile mümkin olan varoluşlara surette vücud sıfatlarını işareten mümkin-i vücud denilmişt...

Mümkin-i Vücud nedir?
Sözlük

İlm-i Ledûn

Allah’ın esrar-ı gaybisinde her şeyin ilmini bilen alim olarak, bilgisini istediği kadar ve istediği biçimde nurani tecelli ile kulunun kalbinde vuku ettirmesi ...

İlm-i Ledûn nedir?
Sözlük

Uluhiyet

Hakk Teâlâ’nın melâike tecellisi ile halk ettiklerine aşkın Azam, Azim, Kahhar, Kahir, Kebir Kadir vb sıfalarıyla kendinde varlık oluşunun tavır seyrine uluhiye...

Uluhiyet nedir?