Şahsını Şahsı Tanır (Zatını Zatı Tanır) nedir, Şahsını Şahsı Tanır (Zatını Zatı Tanır) ne demek?

Hz. Ali’ye (kvc) Hz. Peygamber hakkında “Nasıldı?” diye sorarlar. Hz. Ali “Şahsını şahsı tanır” diyerek cevap verir. Hz. Ali’nin bu mükemmel sözü sufilerin dil zenginliğine girmiştir.

Kişi kendi şahsı üzeri yaşar. Şahsının tavırlarında veya kendi üzerinde yaşadıklarında sadece kendisinin bileceği hâller üzeridir.

Kişinin iç bütünlüğünde yaşadıklarını bilmeye çalışmak, eski dil ile söylersek “onu yoklamak”, günümüz diliyle söylersek eğer “empati yapmaya çalışmak”tır. Yoklamak, empati yapmaktan biraz daha farklı olarak veli kulların “O sinelerin özünü bilir” (Teğabün, 4) ayetinin tevil ve bekâ tecellisinde Hakk ile görme, duyma ve bilmenin ferasetinde, kişinin iç hâllerine nazar ederek onu hâllerinde keşfetmektir. Empati ise kişiyi yaşadığı hâller üzeri düşüncede anlamaya çalışmaktır.

Kişinin iç hâllerini ve fıtratı üzeri ruh mertebesini şahıs düzeyinde bilmek ise kişinin kendisi ile “hem-hâl olmak” ile alakadardır. Kişi ile hem-hâl olmak ise o kişi ile olan rabıtanın sonucunda kendimizde sükûtla fenâ bulmamızda, kişinin melâike yoğunluğunda biçimlenen hâlinin ruhani tecellisiyle üzerimizde vuku bulması (kopyalanması/ aynalaşmak) neticesinde o kişinin hâlinin yaşanması ile mümkündür.

Fenâ fil şeyh, fenâ fil resul, fenâ fillah dediğimiz, salikin tasavvuf mertebelerinde seyiri de bu biçimde yaşamın kendisinde gerçekleşir. Bu da salik mürşidinde, bağlı olduğu resul mertebesinde ve Hakk’ın şahsında fenâ bularak seyir bulmasıdır.

Hakk’ın şahsı hariç, kişilerin şahsını onlara dışsal olmamızla, onlarla içsel bağ (telepati) kurmamız sonucunda yaşayabiliriz. Onlarda bulunan can ile bizde bulunan can ruh düzeyinde Hakk’ın nuru olduğundan, nur ile nuru ve nur ile nurun kişilerdeki tavırlarını bilmek feraset ile kaynağından hareket edilmesi sebebi ile mümkündür.

Hakk’ın ahadiyeti ve vahidiyeti sebebiyle kişinin Hakk ile hem-hâl olması dışsal bir düzeyde mümkün değildir.

Hakk ile hem-hâl olmak, kişinin kendinde asıl varlığı olan Hakk’ta fenâ bulması sonucunda kulluk perdesinden kurtulması ile mümkündür. Bu da kişinin kendinde, kendisi olan Hakk’a seyr-ü sefer edişi ile gerçekleşir.

Hakk’ta fenâ bulmak ile Hakk ile hem-hâl olmak bir biriyle karıştırılmaması gereken iki durumdur. Hakk’ta fenâ bulan kul saf, arı olan nefsi üzerinden nuraniyetiyle nurda feraset bulması sonucu ruhu ile Hakk’ı, her şeyde her şey ile birliğindeki tavırları zuhurunda bulur. Bu da ruhun “kâlû belâ” (belli demesi) ahdini küre-i arzda tazeleyişidir (yenileyişidir).

Kişi gerçek şahsı olan ruhuna varmasının bir lütfunu da şöyle bulur: ruhta feraset bulan kişi, ruhun Hakk nuru ile var olmasından dolayı, her şeyde de Hakk nurunun bulunması sebebiyle her şeyde her şey ile her şey olmanın bütünsel seyrinde Hakk’ın tavırları ile hem-hâl olur. Lakin böylesi hem-hâl olmak Hakk’ın her şeydeki melâike tavırları ile hem-hâl olmaktır.

Bu iki seyir yani Hakk’ı melâike tavırlarında zuhur edişinde bulmak ve melâike tavırları ile hem-hâl olmak vaktin habercisidir. Bu seyir vahidiyet mertebesinde vahid makamının seyridir.

Zaten Hakk bir kuluna görünmek isterse eğer ahadiyeti sebebiyle melâike tavrında bulunmanın zorunluğundan dolayı melâike tavrında , esma tecellisini melâikede biçimlendirerek karakterize etmesi sonucunda görünür. Yani kulun Hakk’ı müşahedesi demek O’nu, O’nun kuvvette esma sıfatında karakterize olan tavırlarında fiilde bulması demektir.

Hakk’ın zatı ile hem-hâl olmak kişinin ruhunda fenâ buluş hâlidir. Ruh (psişe ile karıştırılmasın) yaratılandır. Yaratıldığı nurun melâike (kuvvet) oranı kadar mevcudiyete sahiptir. Ruhun yaratıldığı melâike oranında, ilahi aşk sebebiyle Hakk’ın Zat-ı Kibriya nurlarının tecellisi sonucunda fenâ bulması (kıyamet anlamında) vakttir.

Vakte eren, şevkinin mükafatı mahiyetinde sonucunu bulmuştur. Vaktte ise sadece Hakk vardır kul değil. Kulun vaktte var olması ahadiyete terstir.

Belirtmek gerekir ki Hakk’ın mahlukatı yaratması ahadiyetine zeval vermez çünkü Hakk mevcudat üzerinde şahsının nur-u kibriyasında değişmeden sadece kuvvet oranlarında tavırda (melâike tavırları) bulunarak hazırdır. Hakk’ın kuvvet oranlarında değişimlerde bulunması (tavırlar) O’nun kuvvetlerindeki şahsının varlığına zeval vermez. Yani O, Şahsının nurunda değişmeyen olarak nuru ile var ettiği her nurani durumda değişmeyen şahsının tavırlarındadır. Kâinattaki her değişim O’nun değişmeyen şahsının tavırlarıdır.

Vakte yetişende aşk sükun bulur. Eren olmak, vuslat düzeyinde Hakk ile, O’nun nur deryası coşkunluğunda varlık bulmaktır. Vakt bekâ seyrinin doruk mertebesidir. Böylesi bir vuslatın sonucunda ekmel marifetullah seyri gerçekleşir.

Erenler, “şahsını şahsı bilir”i her ne kadar peygamber efendimiz için söylemiş olsalar da anlatılanlar doğrultusunda Hakk’a yol tutmaya ve O’nu O’nunla bilmek gerektiği anlamında kullanırlar.

Şahsını Şahsı Tanır (Zatını Zatı Tanır) ne demek? Paylaşın:
Sözlük

Kötülük (Şerr)

İnsanın kendisini Hakk’a örten her türlü masivaya düşüş hâli, kendine zulüm etmek mahiyetinde, kendine yaptığı kötülüktür. Kötülük anlatılan doğrultuda şerrin k...

Kötülük (Şerr) nedir?
Sözlük

Silsile

Silsile ard arda sıralanmış, bir birine bağlanan veya zincir anlamına gelir. Tasavvufta, kişinin manen füyuzatından istifade ettiği pirin ruhen ve nuren bağlı o...

Silsile nedir?
Sözlük

Halkiyet

Halık, evveliyatında mevcudiyeti bulunmayan, varlığı yokluk (adem) hükmünde olan yani evveliyatı olmayan varları mevcuda mümkinler olarak getiren yaratıcı anlam...

Halkiyet nedir?
Sözlük

Murâkabe

Kulun ibadetinin sonucu olarak muhâdaradaki sükûn ve huzur hâli ile iradi olarak dilediği bir mevzuda veya gayri iradi olarak Hakk’ı ve Hakk’ı gözlemesinin medi...

Murâkabe nedir?
Sözlük

Şahsını Şahsı Tanır (Zatını Zatı Tanır)

Hz. Ali’ye (kvc) Hz. Peygamber hakkında “Nasıldı?” diye sorarlar. Hz. Ali “Şahsını şahsı tanır” diyerek cevap verir. Hz. Ali’nin bu mükemmel sözü sufilerin dil ...

Şahsını Şahsı Tanır (Zatını Zatı Tanır) nedir?
Sözlük

Kerribiyyun ve Huddem

Bu ilim uygulaması sonucunda kula hizmet eden melekler kerribiyyun melekleri olarak kulda, kulun feraset ve tasarruf meleklerinde hizmet ederek biçimlenirler. H...

Kerribiyyun ve Huddem nedir?
Sözlük

Nücema

Necim yıldız anlamına gelir. Dinin nüceması dinin yıldızları olarak, dine imam düzeyinde hizmetleri ile, hizmetlerinde Hakk’ı bulan velayet ehline denir. Bu eh...

Nücema nedir?
Sözlük

Neş’e

Hikmet üzeri kulun Hakk’ı irfanı ile müşahede etmesinin huzur hâlinden sonraki sevinç hâlidir. İrfan sonucunda hakikat bilgisi üzeri hikmette bilmek, başka bir ...

Neş’e nedir?
Sözlük

Kıyamet

Kıyam ayağa kalkma, ayakta durma anlamlarına gelir. Lügat mânası ile kıyamet büyük bela, yok oluş anlamlarını taşısa da kıyamdan kinaye eşyanın yok oluşu ile Ha...

Kıyamet nedir?
Sözlük

Fırat’ta Altın Dağın Çıkışı

Salik, yukarıda anlatılan kıyamet alametlerinin sonucunda nefsinde keramet-vaki hadiselerle karşılaşır. Bu da nefsin irade ırmağı olan sembolü üzeri Fırat ırmağ...

Fırat’ta Altın Dağın Çıkışı nedir?