Şirk-i Hafi nedir?

Gizli şirk anlamına gelen şirk-i hafi, kulun Allah’ın ahlakı dışında kendi nefsine kibir, şımarıklık, inad, haset, vb hâlleri üzeri masivada kendine enaniyet vermesine denir.

Şirk-i hafinin, gece karanlığında, kara bir taş üzerindeki kara bir karıncadan dahi daha görünmez oluşu benzetmesinde bulunulur. Bu benzetmeyi yapan efendimiz Resul-ü Ekrem “Ümmetim için aşikar şirk bitmiştir, gizli şirk başlamıştır.” hadisinde de bulunur.

Şirk-i hafi kişinin kulluk perdesinde kendisine edep, tevazu vb hâller üzeri kulluğunda varlık verişi değildir. Kul Allah’ın mülküne ortak değildir ki Allah’a kendini ortak etsin. Kulun kullukta kendine varlık verişi ahadiyette muhalefeten değil ahadiyete kıyasen şirk olsa da Allah katında kulun kulluğunun gereği olarak kabul gören şirk-i hafidir.

Peygamber efendimizin ümmeti için korktuğu, Allah katında kabul görmeyen şirk-i hafi ise kulun Allah’a inanmasına rağmen O’nun iradesine muhalefeten kendi nefsine kötü huylarla varlık isnad ederek enaniyette bulunmasıdır. Böylesi enaniyette kul, Allah’a gafil oluşunun hâli üzeri masivada bulunuşu ile şirk-i hafidedir.

Gizli şirk, insanın keyfiyetleri doğrultusunda Cenab’ı Hakk’ın varlığına kıyasen kendine, nefis merkezli bir durumda benlik vermesidir. Böylesi bir durumda kişi, varlığını Hakk’tan bulmuş olsa da mevcudiyeti üzeri kendine dışsal, sahiplendiği her türlü olay ve olgu üzerinden varlık bulur. Bu da Allah’ın varlığına ve varlık tavırlarına kıyasen insan için maddi yaşantısında olağan bir durum olsa da manen bir hastalıktır.

Kişi, böylesi bir durumda varlık bulması sonucunda, bu şirk durumunun neticesi olarak, olay ve olguları Hakk’tan değil de mahlukatın ilişkileri sonucunda mahlukattan bilmesi ve mahlukata varlık değerinin üzerinde nazar etmesi sebebi ile şirktedir.

Bu şirk hastalığından kurtulmanın şifası ise Hakk’a dua ile tövbe ederek şükür ve hamd-ü senada bulunmaktır.

İnsanoğluna tarihi boyunca dünya yaşantısında yön veren, arketip olarak genel esması Malik-ül Mülk’tür. İnsan Malik-ül Mülk esmasının genel açılımı olarak kendisine varlık vereceği her türlü olguyu mülk edinme ihtiyaçlılığı ve hırsı ile sahiplenmeye çalışan ve sahiplendiğinde de mülkün yegane rabbi (sahibi) Cenab’ı Hakk’a rağmen mülke sahip olduğu zannında yaşar.

Bütün günahların başı, mülke malik olma hırsıdır. Azazil’in, Cenab’ı Hakk’ın mülkünde, varlığını sahiplenerek, Adem’e secde etmemesi sebebi ile Hakk’a karşı gelmesi, iblis olmasına sebep olmamışmıdır!

Ahlaken gönülün ilk ilacı, mutlak Malik-ül Mülk olan Hakk’ın mülkünde bedenimiz dahil, bize dışsal olarak üzerinde varlık bulduğumuz her türlü olguyu ve her türlü varlık tavrımızı sahiplenmememizdir.

Her şeyi Hakk’ın bilip, Hakk’tan bilip, hiçbir şeye sahip olmadığımızın bilinci ile aciz ve fakir olduğumuzu kabulleneceğiz. Böylece acizlik ve fakirliğimizin sonucu olarak hakkıyla her şeye Malik-ül Mülk, bizim de rabbimiz (sahibimiz) olan Cenab’ı Hakk’a duada bulunacağız. Dua, istemenin sonucu olarak acizlik ve fakirliğin delilidir. Cenab’ı Hakk’ın istemediği ve bizim yapıyor olduğumuz fiilen olgulardan, dua ile tövbe ederek Hakk’a sığınmamız, vicdani bir huzur getirmesi sebebi ile gönlün ikinci ilacıdır.

Lakin bir kul, dua ve tövbe etse de gizli şirkten kurtulmuş değildir. Mümin kişinin hiçbir şeyi sahiplenmeden her şeyi Hakk’tan bilmesi sebebi ile rahmet deryasında Hakk’ın her türlü nimet ve lütfuna şükretmesi, Hakk’a fiillerinde mahlukatı şirk (ortak) koşmamasının ilacıdır.

Mümin kişinin yaptığı işlerde de her türlü iyiliğin kendisinden değil de Hakk’tan olduğunun bilincinde olması ile kendisini iyiliklerde yaşatan Hakk’a şükür etmesi, Hakk’a kendini fiillerde şirk koşmasının ilacıdır.

Mümin kişinin yaşadığı ilahi sıfat ve esmalar üzeri, kendine ve mahlukata varlık vermeden, ilahi sıfatlarda ve esmalarda Hakk’ı müşahede etmesi, Hakk’ı hakkıyla bilmesidir ki bu da hamd etmek anlamını içerir. Müminin hamdi, şükründe, gerçek sıfat ve esma sahibini bilerek, O’nun sıfat ve esmaları üzeri zannı ve hevâsınca kendine varlık vermeyişi ve bu doğrultuda mahlukata da bu biçimde varlık vermeyişi iledir. Mesela insan için toprak, vasıfları ile topraktır. Topraktan gelen rızkımızı toprak bize vermez, Hakk, kudreti ile bize rızkımızı topraktan verir. Bu sebepten toprağa el-rezzak denilemez. Rızkımızı topraktan veren Rabb-ül Âlemin’e el-Rezzak denir. Yaptğımız iyilikler, cömertlikler vb. gibi olgularda da iyilik ve cömertlik sıfatlarının sahibi Rabb-ül Âlemin’dir. Bizler ise yaptığımız iyilikler ve cömertlikler vb. gibi sıfatlarla kendimize “ben iyi ve cömert bir insanım” gibi varlık verme hakkına da sahip değilizdir. Bizler de dahil olmak kaydı ile mahlukatı hakkıyla bilmek ve üzerlerinde şahsı ile aşkın, melâikesi ile de sıfat ve esma tavırlarında bulunan Rabb-ül Âlemin’i müşahede etmek, Hamd dairesinde bulunmak olur. Hamd bu durumda sıfat ve esmadan yana kendimizi ve mahlukatı Hakk’a şirk koşmamızın ilacıdır.

Şükür ve hamdla fiilen, sıfat ve esmalar düzeyinde şirkten kurtulsak da, şükür ve hamd eden kul olarak asli varlığımız olan Hakk’a kendi varlığımızı bilmeyerek şirk koşarız. Hakk’ın şahsına, şahsımız ile ikilikte bulunduğumuz için şirk durumunda bulunuruz. Kendine hamd ve şükür ettiren de O’dur. Hamd ve şükür kulluğumuzun bu düzeyde hakkıdır. Bu sebepten, bu şirkte bulunmaktan dolayı günah ve hatada bulunulmuş olunmaz.

Lakin bu şirkten de kurtulmanın şifası hamdi ve şükürü ahlak edinmiş bir durumda şahsen sükuta ermektir. Bu durumda nefsinin sükutu sonucu Zat-ı Ahad’dır sana aşkın, sende bulunan, yanında bir ortağı da bulunmayan. Bu bağlamda dua, tövbe, şükür ve hamd fakra ermenin ibadet biçimleridir.

Sözlük

Yakinlikte Müşahede Mertebeleri

Yakinlikte müşahede bulma seyri mümin bir kul için ilm-el yakin ile iman-ı gaybide başlar; ayn-el yakin ve hak-el yakin olarak iman-ı şuhudide devam eder. 1) İl...

Yakinlikte Müşahede Mertebeleri nedir?
Sözlük

Pir

Üstad mânasına gelen pir, seyr-ü seferi sonucu hatm-i meratip etmiş, Hakk’a yetiştirebilme kabiliyeti bulunan Hakk yolu üstadına denir. Pir, mürşid ve mürşid-i ...

Pir nedir?
Sözlük

Fark-ı Evvel

Kulun bir pire biat etmeden önceki iman-ı gaybi düzeyindeki imanı ile ilmen yakin Hakk’ın varlığına iman edişi hâline denir. Böylesi bir durumda kul doğrudadır...

Fark-ı Evvel nedir?
Sözlük

Tarik

Tarik yoldur. Yol ise Hakk’a piri ile istikamet edinen talibin ibadet ve ahlak ile tevhid üzeri çalışmasının amellerinde bulunmasıdır. Tarikten murad edilen ise...

Tarik nedir?
Sözlük

Dava-ı Hakk

Terk-i davada bulunan kulun fakra, gölgesizliğe varması sonucu Hakk’ın bilinmeyi murad etmesi iradesi sebebi ile, bu irade üzerine ihlas ile hiçbir dava gütmede...

Dava-ı Hakk nedir?
Sözlük

Kutb-ül İrşad

Kutb-ül İrşad, irşad ile vazifeli, zamanının mürşid-i kâmilidir. Peygamberin nübüvvet varisidir. Yüz sene, dörtyüz sene ve bin sene mücedditleri bu makamda kara...

Kutb-ül İrşad nedir?
Sözlük

Nücema

Necim yıldız anlamına gelir. Dinin nüceması dinin yıldızları olarak, dine imam düzeyinde hizmetleri ile, hizmetlerinde Hakk’ı bulan velayet ehline denir. Bu eh...

Nücema nedir?
Sözlük

Vâkıf

Canı ve serveti ile Hakk’a beklentisiz olarak kendisini adayan tevekkül ehline denir. Vakıf, sıddiklerin yaşam biçimlerindeki ahlaklarına işaret eden manevi ünv...

Vâkıf nedir?
Sözlük

Evliya

Evliya veliler, Hakk’a ermiş kullar anlamına gelir. Gerçek mânasında ise Hakk’ın kendisine hazır kıldığı üzerinde tecelli buyurduğu kuluna denir. Burada hazır ...

Evliya nedir?
Sözlük

Tasavvuf Dili

Sıfat, esma ve ayetler Hakk’ı tevhid ile bilmemizin araçlarıdırlar. Tasavvuf dili ise, tevhid ile bildiğimiz Hakk’ın ayet, esma ve sıfatları üzerinden iman ile ...

Tasavvuf Dili nedir?