Din nedir?

İlkelerin, emir ve yasaklarla nasihatler düzeyinde niyet ve amellerde biçimlenmesinin yaşam yoluna din denir. Her din ilkesine bağlı olarak ritüellerde sembolize edilir.

Dinler anlatılan düzeyde dünyevi din ve semavi din olarak ikiye ayrılır. Dünyevi dinde insanlar belli ilkelere iye fikir ve görüşlerini evvela idealize edip toplum veya toplum bireylerine sunumlarında sosyalize ederek, sonuçta eşya üzerinden materyale ederek yaşamda nesnel kılarlar.

Fikir ve görüşlerin idealize edilişi, ilkeye iye kavramsallaştırmada sözel anlatımda gerçekleşir. Sözel kavramlaştırma sürecinde dinin sosyalize edilmesi ise bu kültür üzerinden kültürün evriltilmesi ile ya da inkılâplarla ilkelerin biçimlendirilmesi ile yeni bir kültür oluşturulmaya çalışılması ile gerçekleştirilir. Sonuçta ise toplum ve toplum bireyleri kültür üzerinden anane veya devletle materyale olan dünyevi dinin yaşamlarında nesnelleşmesinin ritüellerinde (ilkeye iye belli şablonlarda eğitim ve önem atfedilen günlerde ibadet gibi yapılan anma ve güç gösterileri), benimsedikleri kadar kendilerinde özgünleştirmeleri ile aidiyet hissiyatı ile yaşarlar.

Böylesi din oluşumları din bireylerinin temel ve keyfi ihtiyaçlarını karşıladığı sürece ayrıca bireylerin aidiyet hissiyatı ile sorumluluklarında böylesi din oluşumunu kendilerinde özgünleştirdiklerince varoluşlarını sürdürebilirler.

Böylesi din oluşumlarında insanın asli varlığının tinselliğine dokunuş olmadığından yozlaşma, zann ve hevalarla başlangıçta gerçekleşir. Zaten insanın asliyetine ulaştırma gayreti bulunmadığından, yapıları itibarı ile Hakk’ın hakikatine kıyasen yozdurlar.

Böylesi dinler, dünyevi makam, mevki ve kariyer edinme ve keyfi iradeler üzeri harekete olanak verdiğinden dolayı insanın menfaatçi olma durumu sebebiyle materyal bir çizgide ananelere bağlı olarak pagan veya ilkesel düzeyde yasalara bağlı olarak hukukta devlet anlayışında biçimlenerek her zamanda bulunurlar.

Semavi dinde ise hak olan ilkeleri Hz. Allah insanlar için belirler. İnsanların fikir ve görüşleri Allah’ın varlığını kabul ölçüsü olan imanlarınca, ilahi bildiri olan ayet ve peygamber yaşantısına (peygamber ahlakı) göre biçimlenir. Bu biçimlenişin yaşamda gerçekleşmesi dindir.

Semavi dinler insanların menfaatçi olmaları sebebiyle keyfi heva ve zanları üzeri yozlaştırılabilinir. Mühim olan ise dinin ilahi kaideleri ile değiştirilmemesidir. Yozlaşmış din değil kaideleri ile sağlam din insanı gerçeğe, asli olan varoluş kaynağına götürür.

İslam dinine bu açıdan bakıldığında, semavi din olarak Hakk ilkesi doğrultusunda Hakk’ın iradesinin kelam üzeri ayet biçiminde idealize edilerek insanların toplumsal yaşantılarında ibadetler (hizmet) ile sosyalizasyonu sağlayan, ibadet ritüellerinde sembolize olarak aidiyet hissiyatını insanlara veren Hakk’ın ferdi ve toplum içinde hak sıfatları ile yaşanmasını erek edinen bir olguda görülür. Hakk ahlakı üzeri bu âlemde yaşamak ve O’nun varlığı üzeri biçimlenmek ise varoluşumuzun kaynağına varımdır.

Semavi din, Hakkın varlığına iman eden bir kul bulunduğu sürece yeryüzünde, mevcudiyetini korur. Lakin Hakk’ın varlığına iman etmek biterse eğer yeryüzünde herhangi bir semavi dinden de bahsedilemez.

Hakk’ın varlığını bilmek ile Hakk’ın varlığına iman etmek birbirine karıştırılmamalıdır. Hakk’ın varlığını bilmek, şüphesiz, O’nun varlığının kabul etmek anlamını taşımaz. O’na iman etmek ise, şüphesiz, O’nun varlığını kabul etmek ile alakalıdır.

Dinde ibadet düzeyinde ritüellerde biçimlenerek farklılıkta beliriş ve sembolize edilişte görünüş farz ibadetlerledir.

Din, niyetler temelinde farz ibadetlerde mevcutta sembolize edilerek biçimlenir.

Bu düzeyde İslam, kelime-i şahadet getirmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek ve hac etmekte yapılanır. Bu ibadetler İslam olmanın şeriatının temelini oluşturur.

Görünürde İslam olmanın biçimselliği böyle olsa da Hakk Teâlâ’ya imanı olmayan bir kimsenin, ibadeti riya içerdiğinden, İslam olmasına imkân yoktur. İslam olmanın niyet ve amelinde şüphe ve riyaya yer yoktur.

İslam dini, insandan fıtratının gereğini ister. Allah insanın fıtratını kendi şahsına inanma ve varlığından emin olma imanında biçimlendirmiştir.

İnsan halk edilişi sonucunda doğası gereği (eş deyişle fıtratı gereği) Allah’ın varlığını kabul üzeri halk edilmiştir. Bu düzeyde insan, fıtratının gereği olarak Hakk’ın şahsına iman etmeye müsait yaratılış durumu üzeri Hakk’a iman etmesi sonucunda fıtratı ile barışık olması ile beraber Hakk’ın birliğini kabul etmesi ile muvahid, Hakk’ın varlığından emin olması ile Hakk’ın baki olan veçhine yönelmesi (kıble edinmesi) ile hanif olması nişanında varlığında Hakk ile selamet bulması ile İslamdır. İnsan fıtratının gereği olarak, fıtratı ile barışık, muvahid olması doğrultusunda Hakk’ın veçhesine yönelmiş olarak baki olan Hakk ile selamet bulması ile islamdır.

Bu doğrultuda İslam olanın varlığında selamet bulması, fıtratının gereğini hanif olarak biçimlendirmesi mizacında, yaratılmış olduğu esma-ı hass’ı üzeri asliyeti ile tersleşmeden, esma-i hass’ının gereğini yaşaması iledir. Böylesi bir durumda insan, içsel huzuru bulmuş olarak da kendi ile barışık, her şeyi Hakk’tan bilmesi ile de her türlü olay ve olgu karşısında her şeyi hakkı ile bilip, hakkı ile görmesi sebebi ile her şeyden razı oluşuyla, her şeyle barışık bir durumda bulunur.

Her insan ilahi bir sıfatın esma, ayet veya ayetlerin karakterinde biçimlenişi ile halk edilir. Bu da insanın maddi değil tinsel fıtrat tarafıdır. İnsan bu fıtratı gereği halk tarafına bakan bedensel ve iradi fıtrat tarafını Hakk’ın helal kıldıkları doğrultusunda ibadet ile (hizmet ile) terbiye eder ise eğer, her türlü eşyaya içkin durum üzerinden Hakk’a yol tutmuş olarak dindar olur. Bu biçimde dindar olan insan, var oluşunun arketipi de diyebileceğimiz esma-i hass’ı doğrultusunda biçimlenmiş mizacı gereği hanif olmaktadır.

Hanif olan insan bir taraftan hak istidadı olan esma-ı hass’ı üzeri Hakk’ı kendinde, yaşantısında bulmanın bir taraftan da imanı sonucu Hakk’ı eşyaya aşkın kudret durumunda fail olan varlık olarak madde üzerinden sıfat, esma ve ayet tavırlarında müşahede etmenin tevhid yaşantısındadır. Hanif olmanın gereği de budur.

“Kâinatı yarattım sığmadım, bir mümin kulumun gönlüne sığdım” hadis-i kutsisinin ayet karşılığı “Allah katında din İslam’dır” ayetidir. Çünkü Hakk’ın manevi mekanı insandır. Ve insan İslam olması ile Hakk’ı varlığında fıtraten esma-ı hass’ı gereği tevhitsel yaşantısında mizacının açılımı olarak mizaçlanması sonucunda kendinde bulur. İnsan böylece Hakk’ hanif oluşunun yaşantısal yolu ile bulur. Hanif insanın fıtratı gereği yaşantısında iman ile Hakk yolu üzeri oluşu Hakk’ı buluşuna sebeptir. Çünkü insanın fıtratı gereği Hakk insanın hanif yaşam yolu üzerindedir.

Yaşam yolunda Hakk’ı bulanlar esma-ı hass’ları üzeri Hakk’ı ilahi tavırlarında müşahede etmenin okuyuşundadırlar. Çünkü her insan ilahi sıfatının kendinde asli karakteri olarak biçimlenişinin melekesi olma sonucunda, melekesi doğrultusunda, melekesinin Rabb durumunda kendinde güç getireni olarak yönlendirmesi sonucu yaşamı okur.

Bu sebepten dolayı insanın esma-ı hass’ı nesnel bir durum olmaktan daha çok insanın yaşamını belirleyici, Rabb-ül Âlemin olan Hakk’ın insan üzerinde Rabblik tavrında olarak insana varlık verişi sonucu ilahlıkta bulunuşunun şahıssal bir durumudur. Bu durum sonucunda insan eşyaya aşkın, nesnellikte tekil ve tikel ayrışımcı olmaktan daha çok Hakk’ın şahsının varlık seyrinde, Hakk’ı müşahede etmenin sonucu sebebi ile şahıs temelli tekil ve tikel durumlara aldanmadan, ayrışımcı olmayan bütüncül bir bakışımda, bütünde bütüne aşkın bütûnda olan Hakk’ta Hakk ile kendisini bulması ile şahıs temelli tinsel bir durumda yaşar.

Hakk’ı Hakk yolu yaşantısında bulacak olan bir insan tinsel fıtratının gereğini hanif olması doğrultusunda mizac edinir ise İslamda terbiye oluşu ile beraber halka aşkın Hakk ile bulur kendini. Kendini Hakk ile Rabblik sıfatıyla bulan insan Hakk’ın sıfat, esma ve ayet tavırları ile hemhâl olarak bütüncül bir durumda yaşamda bulunur. Bu da hanif olmanın sonucu olarak sıfat, esma ve ayetleri üzeri Hakk’ın şahsına, insanın dönüşü seyridir.

Bu dönüşün kendisinde insan fıtratının dişil tarafı olan eşyaya ve eşya üzerinden iradeye dayanan durumdan eşya temelli eşyaya iye, var oluş nesnelliğinden kurtularak ilkesel yaşantıda bütüne aşkın, bütûnda olan ile hemhâl olarak değişim geçirmiş bir bilinç düzeyinde şuurlanmanın aydınlanışındadır. Bu da insanın fıtratının eril olan Hakk varlık tarafı ile var oluşunun gerçekliğinde kendini buluşudur.

Kanaatim odur ki “Allah katında din İslam’dır” denilirken, insan fıtratı gereği hanif olarak İslam oluşu ile Hakk’ı imanı doğrultusunda kendinde bulur denilmektedir. Bu doğrultuda İslam, haniflik anlayışı üzeri imanın şartları doğrultusunda bütün kaideleri ile beraber Hakk’ı yaşamımızda Rabb-ül Âlemin olarak bulma yoludur diyebiliriz.

Alemlerdeki Rabbi rabblik tavırlarında ilah olarak müşahede etmemiz ise bilinmelidir ki sadece iman iledir. İman ise Hakk olan Allah’ın varlığından emin olma durumudur. Biz de dahil olmak üzere her türlü olay ve olgu üzerinden Hakk’ın varlığından emin olarak ve bu eminlik doğrultusunda O’nun sıfat, esma ve ayetleri üzeri ahlakı ile ahlaklanarak yaşayabilyor isek eğer gönlünde olan Hakk ile yaşayan ve her şeyde Hakk’ı müşahede etmesi sebebi ile istidadı olan hak sınırları bilen, her şeyi hakkı ile bilen, hakkı ile ilişkide olan mümin kul oluruz.

Bu durumda din fıtratımızda ilahi sıfatları üzeri bulunan Allah’ın ahlakı ile ahlaklanarak O’nu yaşamaktan ibarettir. Allah’ın ahlakı üzeri yaşamamız sonucunda ahlak-ı hamid ayetinde, üzerinde Hakk’ın ilahi tavırlarında dışlaştığı resul olan kul oluruz. Resulün yaşantısı yaşadığı Hakk’ın risaletidir. Risalet bu durumda kulluğa ait değil Hakk’a ait bir durumdur. Keyfiyet üzeri değil ilahiyet üzeridir.

Sözlük

Hayret

Hakk’ın tecelli seyrinde kulunun aklen hikmette O’nu ulûhiyeti ve rububiyeti seyirlerinin tavırlarında, şaşkınlık içinde muhabbetle müşahede edişine hayret deni...

Hayret nedir?
Sözlük

Farz İbadetler

Bir kimsenin yapmaya memur olduğu vazifeye veya vazifelere farz denir. Bu bağlamda dinde farz ibadetler Hakk’a hizmet olması dahilinde Hakk’ın kullarını yapmakl...

Farz İbadetler nedir?
Sözlük

Ferdi Hikmet

Ferd tek, bir, yekta anlamlarına gelir. Bu doğrultuda ferdiyet kişinin şahsı ile alakadar olarak tavırları dahilinde biricikliği için kullanılır. Bu bağlamda f...

Ferdi Hikmet nedir?
Sözlük

Abid

Kıblesi Hakk olan, Hakk’a ibadetinde gayretkar kula abid denir. Abid ibadetinde küre-i arzdaki dünyevilikten temizlenerek arınan kişidir. İmanda ihlâs sireten,...

Abid nedir?
Sözlük

Fakirlik

Dünya nimetlerinden yoksun, zaruri ihtiyaçlarını yerine getirmekte zorlanan insanlara fakir denir. Fakirlik halk tabiri ile “fakirlik ateşten gömlektir, giyene ...

Fakirlik nedir?
Sözlük

Sarktı

Bunlar dahilinde “sarktı” olarak geçen bir mertebe vardır ki o da kulluk perdesinde bulundurduğu kuluna Hakk’ın ahadiyetindeki hiçbir şeye benzemeyen sonsuzluk ...

Sarktı nedir?
Sözlük

İçtihad

Müslimlerin ferdiyette hayır bildikleri doğrultuda yapacakları işlerde istişare ve istihareleri sonucunda yapacakları işlerde doğru hükümler üzeri gayret etmele...

İçtihad nedir?
Sözlük

Furkan

Hayır ve şerrin, hak ile batılın ayırd edilebilmesini sağlayan ve doğruluğa sevk eden kitap olması sebebi ile Kur’ana Furkan da denilir. Sufiler, anlayış zevkle...

Furkan nedir?
Sözlük

Şey-i Vahid

Hakk Teâlâ’nın her şey üzerinde melâikesi ile nazır, varlığının nuru ile hazır oluşunda varlığına zeval gelmeden, şahsında tek, sıfat seyrinde ise mahlukata aşk...

Şey-i Vahid nedir?
Sözlük

Fark-ı Sânî

Sânî ikinci anlamına gelir. Fark-ı sânî talibin iman-ı şuhudide Hakk’ı ayn-el yakin ve Hakk-el yakin müşahede edişine denir. ...

Fark-ı Sânî nedir?